Her Türk erkeğinin evrensel vaziyetidir. Askerlik muhabbeti bitmez. Askerlik muhabbeti bitse, askerlik muayenesi muhabbeti bitmez.

Eğri oturup doğru konuşalım, Türk erkeğinin askerlik muhabbetini de tenzilatlı dinlemek menfaat icabıdır. Zira muhtemelen ayak işleri yapılarak geçirilmiş o beş veyahut onbeş ay öyle bir anlatılır ki, duyan da zanneder ki bir levend yetişmiş, Türk illerinde efsane olup söylenmiş, fırtına olup esmiş.

Yalan tabii. İçtimada titriyordu iki ay evvel “çorabım botumdan çıktı mı aceba” zihniyetiyle. Neyse…

Askeri sağlık muayenesi konumuz. İddia ediyorum, dünyada anlatacağım minvalde bir sağlık muayenesi görmüş tek bir ordu neferi yoktur. İftihar ediyorum bununla, bilesiniz.

Yıl 2003. Yüksek lisansa başvurdum, üniversite dedi ki askerlik şubesine gideceksin, bir günlük tecil alacaksın. Hay hay. Askerlik şubesine gittik ama, kolbaşının kıratı gibi dolaşıyoruz. Otuz yaşında bir adam. Görevli erler “buyurun beyefendi oğlunuz şu formu doldursun,” diye karşılıyorlar. Bir tanesi (saçlarım uzun ama) acemiydi herhal, “emret gomtanım” diye topuk vurup selam dahi durdu.

Askerlik şubesinde durum şu: 2500 kadar adam, iki kişinin yanyana giremeyeceği bir kapının önünde bekliyor ve gelecek yirmi gün içinde içeri girebilmeyi umut ediyor. Fakat benim işim acil. Kapıdaki acemi veletler söz dinlemiyor. Ne yapsam, ne yapsam?

Baktım uzaktan bir binbaşı geliyor. Kaşlar çatık, madalyalar gani, apoletler sahi. Attım kendimi önüne. “Komutanım,” dedim: “Vaziyetim şudur şudur, arz ederim. Bir yardım ihsan eyleyiniz!”

Her Türk asker doğar derler ya, doğru arkadaşlar. O bürokratik işlemi yapabilmek için yılların yazarı nasıl emir-komuta tandanslı diyaloğa giriyor, gördünüz işte.

Gözleri yaşardı. “Takip et evladım,” dedi ama aramızda varsa belki üç yaş var. Makamına girdik, telefonlar çaktı, birilerine bağırdı, birilerine kahkaha patlattı, bir kağıt uzattı bana:

- Git askeri hastanede Teğmen X’i bul.

- Vatan size minnettardır paşam!

Garip garip baktı. Kaçtım hızla.

Askeri hastane. İnsanı ezer. Doğu’da çarpışmış aslan gibi vatan evlatları, görevde yaralanmış güzelim çocuklar, hasta hasta birliğine dönmek için dil döken askerler, ellerinde raporlarıyla bakışları dalgın subaylar. Bir subay-doktor muayene yapıyor. Önünde yüz asker sıralı. “Aç gömleği, var mı hastalığın? Yaz, sağlam.” Geçiyor sonrakine.

Teğmen’in kapısını çaldım.

Tam bu noktada bir es veriyor ve size şunu hatırlatmak istiyorum. Hayalhane’de okuduğunuz yazıların tamamı başımdan geçmiş, gerçek hadiselerdir. Neden mi söylüyorum bunu? Zira az sonra Alice olarak Harikalar Diyarı’nın kapısından birlikte gireceğiz ve siz muhtemelen okuduktan sonra “yazar feci üfürmüş,” gibilerinden bir edebi eleştiriye maruz bırakacaksınız beni. Hayır efendim, üfürmüyorum. Kapıdan girdiğimizde görecek ve duyacaklarınızın tamamı gerçektir ve başıma gelmiştir.

Teğmen’in kapısını çaldım.

İçeriden bir ıslık sesi geldi: “Fiyuv!”

Yerden selam alarak girdim.

Vaziyet şu: Köşedeki demirbaş televizyonda Shakira eşliğinde Seda Sayan ve bilumum çap ve ebatta ev hanımı kısır yiyerek göbek atıyor. Seda Sayan’ı ilgiyle ayakta izleyen bir iskeletin kafasında Noel Baba takkesi var. Havada, tavandaki ipe tutturulmuş bir maket uçak duruyor. Masanın üzerinde elinde baltasıyla Gimli var ve masanın arkasında da ayaklarını masaya dayamış, grand gömleğinin yakasına kravatını bağlamakla meşgul bir askeri tabip ıslık çalıyor.

- Komtanım!

- Fiyuv?!?

- Sağlık raporu?

- Fiyu fififi fiyp! (Çeviri: Otur şuraya.)

Sessizlik, kravata bir ilmek atıyor, olmuyor, çözüp yeniden bağlamaya başlıyor, bana bakıyor:

- Fiyp fiyi fifi fuyp? (Çeviri: Bir rahatsızlığın var mı?)

- Yok komtanım!

Raporu gösterip kaş göz yapıyor:

- Fiyp fipi fiyifip? (Çeviri: Ne için lazım?)

- Yüksek lisans için komtanım.

- Fii fi fi fi fiiii fiyt. (Çeviri: Alah zihin açıklığı versin.)

Uzanıp raporu alıyor, kravatını bağlarken ıslıklar eşiliğinde okuyor, yılan gibi zarif bir kalem çıkarıp imzayı çakıyor, uzatıyor.

- Fiyyy!

- Sağolun komtanım, gidebilir miyim?

- Fi, fi!

Kalkıyorum, kapıdan çıkarken “iyi günler komutanım,” diyorum şaşkın vaziyette. Ayağa kalkıyor. Bana dikkatle bakıyor, dudakları aralanıyor. Bir şey söyleyecek zannederek bekliyorum. Gimli, iskelet, Seda Sayan, ben tekmil hazıroldayız.

- Fip firi fip fip fip fip fiiip fip firi firi fip! (Çeviri: İzmir Marşı)

Başımı sallayıp çıkıyorum odadan. Alice has left the building.

Be Sociable, Share!