Doktor, Huu!
- November 15th, 2011
- Posted in Sayıklamalar
- By Meriç Eryürek
- Write comment
Çok sevdiğim biri cerrah, biri anestezi uzmanı dostumdan dinlediğim iki medikal hikaye var, “anlat bunları” dediler, anlatalım.
İlk hikayemiz, cerrah dostuma ait. Sabah hastaneye avdet ediyor, rutin işler, koşuşturmalar, ameliyathane, vesaire. Akşama doğru işini bitirmiş, biraz dinlenecek, diyorlar ki “hasta geldi, apandisit ameliyatı, yarına mı bırakalım hocam?” “Yok kalmasın yarına, hazırlayın geliyorum,” diyor bizimki, ameliyathaneden telefon ediyorlar hastayı bayılttık, boyadık, alladık pulladık diye, iniyor.
Malum, ameliyat. Hasta örtülmüş, bir tek ameliyat bölgesi açıkta, hasta da bayan olduğu için en küçük yara izi bırakacak şekilde bitiriyor işini temiz temiz, evine gidiyor akşam.
Sabah vizite çıkıyor, apandisit malum çok mühim operasyon değil, o hastayı sona bırakıyor. Fakat klinikte de bir gariplik var: Kimse yok ortada doktorlardan.
Geziyor hastalarını, apandisit hastasına uğrayacak, giriyor odaya kafa önde elde dosya, “nasılsınız,” falan derken yataktan korku dolu bir ses geliyor:
- Aman n’oolur pansuman yapmayın bana!
Kaldırıyor bizim hoca kafayı, yatakta bir afet-i yekta ki anlatılmaz. Sarı saçlar, mavi gözler, fevkalade ahlaka mugayir yatak kıyafeti, dekolteler efendime söyleyeyim aklınıza ne gelirse artık.
- Hayrola, neden?
Afet-i yekta ameliyat yerini gösteriyor:
- Sabahtan beri 8 pansuman yaptılar hocam, illahlah dedim!
İkinci hikaye, sevgili anestezi uzmanı arkadaşımdan. İsmini vermeyeceğim, malum hekim ve tıp profesyonelleri bu aralar namlunun ucunda, lezzetsiz hadiseler çıkar başına. Adım gibi biliyorum.
Karın ağrısı şikayetiyle bir hasta geliyor bizimkilere. Tetkik, muayene, sorgu sual… Görüntüleme sonucunda midesinde beyaz, feci büyük, acaip bir kitle görülüyor, ameliyata hazırlanıyor hasta, indiriyorlar aşağı. Malum rutin gene, elleri yıka, eldiven maske tak, müziği aç, bayıltalım hastayı yavrucuğum, bayıldı hocam, ver neşteri.
Zınk…
Hastanın midesinden kocaman bir kağıt parçası çıkarıyorlar. Dünün gazetesinin arka sayfası!
Allah allah…
Alınıyor yukarı hasta. Ayılıyor vesaire ama bizimkilerde merak dorukta. Doktor, uzman, hemşire hepsi bekliyorlar ki soralım, nedir kardeşim bu? Ekip olarak giriyorlar hastanın yanına, soruyorlar, hasta mırın kırın, cerrah anlıyor vaziyeti. Herif rahatsız oluyor, konuşamıyor. “Herkes çıksın” diyor ekibe. Tek kalıyorlar hastayla odada ama millet dışarıda merak içinde.
İçerden fısır fısır sesler.
Cerrah dışarı çıkıyor, sessizce uzaklaşıyor, odasına giriyor. Bizimkiler arkasından.
- Hocam neymiş mevzu?
Hoca duruyor duruyor, aniden kahkahayı patlatıyor. Kahkahaları tükenip gözünden yaş gelince kısık sesle anlatıyor. Hastanın karısı, çocukları köye gitmiş. Yalnız kalmış bu. Arka sayfasında “Türk erkekleri çok kudretli” röportajları veren Rus tazelerle dolu gazetelerden bir demet alıp eve gelmiş. Oku oku, bir sayfaya gelmiş, bomba bir kızın hayli üryan fotoğrafı.
- Ee, sonra?
Hoca hıçkırıklar içinde sonrasını söylüyor:
- Dayanamamış, dişlemiş gazeteyi!

İkinci hikaye beni pek açmadı, zira o tatsızlıkta birine gülecek kudreti bulamıyorum kendimde. =) Lakin ilki çok şahane! Güzellik başa bela mı ne? =) Emeklerinize sağlık.^^
hayalhane enteresan bi yer, pek bi beğendim. BÖ 2011de bir oy da benden . başarılar.
Kahve Dükkanı
Çok teşekkür ederim, beğendinize sevindim.
Teşekkür ederim, ilginize ve oyunuza.